|
Biçare Sensizliğimle
Kırlangıçların uçuştuğu ağaçların sararan yapraklerı yolun sağına soluna uçuşarak dökülüyordu. Sonbahar artık kendini iyice belli etmiş, güneş ısıtmayan yüzüyle kah bulutların arasında, kah arkasındaydı. Çıplak kalan dallar hafif rüzgara mağlup olmuş bir şekilde eğilip eğilip duruyorlardı. Sanki dört yüz metre
bayrak yarışındaymış gibi koşusunu bitiren yaz mevsimi bayrağı sonbahara veriyordu. Az ilerde iki sevgili kuytu bir bankın üstünde, birbirine sıkıca
sarılmış bir şekilde boğazı seyrediyorlardı. Deniz genç bir kız gibi kıpır kıpırdı. Maviliklerin arasında beyaz dalgalar ve boğazı dolduran yük
gemilerinden, vapurlardan, balıkçı motorlarından, teknelerden çıkan beyaz köpükleri ve sulara ara sıra dalarak yiyeceklerini çıkaran martıları, boğazın karşısında tüm heybeti
ile ayasofya ve Sultanahmet`i seyrediyorlar, bazen de yüzleri birbirlerinin içinde gömülüyordu. Ben.... Biçare sensizliğimi avuturken tatlı hayallerde ansızın bir rüzgar
gibi çarpıyordu suratıma terk edilmişliğim. Biz yıllar önce şu aşıklar gibi ne hayallerle arşınlamıştık bu yolları. Ne fallara baktırmış, ne yeminler etmiş, ne sözler vermiştik daima bir birimizin olacağız diye. Yıllar önce saçların dökülürken omuzlarına ve ben kaybolurken saçlarının arasında sen avuçlarınla ısıtırtın ensemi soğuk kış günlerinde. Yüzün kızarırtı çarpan rüzgarla beraber, burnun kızarırdı. Yüzünü yatırırdın omzuma, kazağımın yumaşıklığı sarardı bedenini. Yıllar önce yirmi yaşın sevdaları vardı başımızda. Gülümsediğinde yıldızlar akın akın inerdi gözbebeklerine. Ve o kadar ışltının gerisinde gözbebeklerinin derinliklerinde ben yüreğinde saklı gizli hüzünleri bulurdum. Boş ver şimdi bunları. Git o gençlere söyle. Hiç olmazsa yemin ederek günaha girmesinler...Ersin Başeğmez22 Ekim 2007 21:31 - İzmirYıldızsız ve yağmurlu bir İzmir akşamı
|
|