|
Katilin Anlaşması
NOT: arkadaşlar devamı gelebilir. Bu hikayeyi günlük yaşamdan esinlenerek yazdım. Hatırlarsanız birkaç hafta önce insan öldürüp etini yiyen bir katil vardı ortalıkta. Ve insanların etini yemekten zevk duyduğunu söylemişti. Ben cinayetle ilgili bir öykü yazmak istiyordum. Ve bundan esinlenerek
yazdım umarım beğenirsiniz. Sıcak bir yaz günü … ortalık ıssız… terden alnında boncuk boncuk su birikintisi. Hafif duyulur bir sesle mırıldanır gibi konuştu. “Böyle bir havada bu yapılmaz da ne yapılır.” İşte mazeretini bulmuştu. Sıcak havalar, bunaltan havalar, depresyon,kendini
kaybetmeler v.b şeyler. Yapılacak şeylere çok fazla mazeret üretilebilirdi. Yeter ki yapılmak istenen şeyi insan yapmak istesin. Böyle düşünüyordu. Ama
henüz düşündüğü şeyi nasıl yapacağına karar vermemişti. Acaba diğerleri gibi mi yapsaydı. Hem temiz iş olurdu. Yoksa farklı bir plan mı kurmalıydı. Üstelik polis peşindeydi. Hoş kimseden korkmuyordu. Yoksa yine doktoru mu arasaydı. Bir süredir ulaşamıyordu doktora. Doktora ne
yapıp edip ulaşması gerekliydi. Ama bugün değil. Çünkü bugün işini kendisi yapacak ve yaptığı işin zevkine varacaktı. Bir süre bu konu hakkında düşünmek onu rahatlattı. Sinirlerinin gevşediğini duyumsadı. Sıcak havada yürümek epey yoruyordu onu. Üstelik yapacağı şeyi planlamak daha
da heyecanlanmasına ve ter basmasına neden oluyordu. Dudağında keyifli bir gülümsemeyle ilerliyordu. Fakat o yürüdükçe şüphelenmeye kendi kendine söylenmeye başladı.
İçine bir kurt düşmüştü. Başarısızlık onu korkutuyordu. “Ya yapamazsam” diye. Aslında her defasında bu korkuyu, şüpheyi yaşıyordu. Sonunun şüphesinin boş olacağını bile bile; yinede şüphelenmekten, korkuya düşmekten alıkoyamıyordu kendisini. Ellerini terlemiş saçlarının arasına daldırdı ve saçlarını kaşımaya başladı. Sonra cebinden bir sigara çıkarıp uçurumun kenarından manzara izleyerek içmeye .
başladı sigarasını. Bir yandan ta uzaklara bakıyordu düşünmeden. Boş boş…
bir yandan da uçurumun dibine göz atıyor ve göz ucuyla bir tarama salladıktan sonra tekrar karşı ufuklara bakıyordu. İçindeki kişilik
yapmasını söylüyordu. Ama bir başkası “hayır” diyordu. Artık o bölünmüş kişiliği arasında sıkışıp kalmış bir adamın ruh halini taşıyordu. Bazen içindeki sesler karışıyordu. Hangi sesin hangi sese karşılık geldiğini bilemiyordu. Özellikle bu geceleri oluyordu. Geceleri yatağına uzanıp gözlerini kapadığında bir sesle konuşuyor gibiydi. O kendi kendine düşünüyor; ama içindeki ses düşüncelerine karşılık veriyordu. Bazen başka bir ses adıyla sesleniyordu ona. İsmini tekrarlıyorlardı. Çok kısa bir anda gerçekleşiyordu bu. Bu anlarda gözlerini açtığında karşısında kimseyi görememenin tedirginliğini yaşıyor ve işte şimdi gerçekten çıldırmışım diye yatağın üzerine oturup saçlarını yoluyordu. Sigarası yarılanmıştı. Hala boş gözlerle uzaklara bakıyor ve içindeki anlamsız tartışmanın dinleyici
kalıyordu. Şimdilik içindeki sesleri sadece dinlemekle yetiniyordu. Onlar sustuktan sonra konuşmalıydı. Yoksa konuşmanın bir anlamı kalmayacak ve sesi diğer seslerin
yanında yanan titrek bir ışığın alevi gibi kalacaktı. Bu da onu büsbütün sinir edecekti. E ne de olsa tanıyordu kendisini. Ama tanıması fayda etmiyordu. İçindeki gerçeği kabullenemiyordu. Bu isteği bastırmak imkansız hale gelmişti artık. Uzaklara bakarken içini tanıdık bir hırs kapladı birden. Bir an önce bu işini bitirmek ve içini rahatlamak istiyordu. Ama bu saatte, güpegündüz yapamazdı bunu. Daha akşama epey bir zaman vardı. Bu saate kadar başka şeylerle meşgul olmalıydı. Yoksa başarısızlığa ulaşabilirdi. Tekrardan ta uzaklarda ufuk çizgisinde seyir
halinde olan güneşe baktı. Güneşin hayalet dağlar üzerinde oynaşan çizgilerini yanında hisseti. Böylece kendini cehennemin ortasına düşmüş buldu. Sıcak daha .
kavuruculukla yüzünü yalıyor ve her tarafının terlemesine neden oluyordu. Bu ter onda hiç de istemediği kokular salgılıyordu; ve bu koku her zaman rahatsız ediyordu kendisini. Kendi kendine söylenir halde ellerini terden ıslanmış sırtına doğru götürdü. Üzerindeki gömlek terden bir duş almışa benziyordu. Bu oluşuma daha fazla dayanamayıp eve doğru yola koyuldu. Nede olsa akşama daha çok vardı. Akşama kadar
daha iyi planlar yapabilirdi. Şimdi eve doğru yol almanın huzuru içinde yürüyordu. Rüzgara teğet geçen saçlarını sallandırdıktan sonra yüzünde hafif bir kıpırdanma telaşıyla adımlarını hızlandırdı. Hızlanan adımlarıyla beraber sinesini dolduran göğüsleri de hızlanıyordu. Kafeslerine çarpıp duran memelerinden
rahatsız olacak ki biraz yavaşladı. Kendisine şöyle bir çeki düzen verdikten sonra tekrardan yürümeye koyuldu. İçinde inanılmaz bir duyguyla bir an önce akşam olmasını idstiyordu. Gerçekleştireceği işin zevki şimdiden dudaklarından keyiflenerek akıyordu. Arada bir farkında olmadan gülümsüyor ve yapacağı
işin hazzıyla gözlerini kısıyor, o anı yaşar gibi bir seyre .
koyulur ve tekrardan gülümsüyordu. Bu iç gıcıklatıcı gülümseyiş onu daha da sabırsız bir duruma sokuyordu. Sabırsızlığı ellerinin ve yüreğinin titremesine neden oluyordu. O tüm bunları kendince yaşarken arkadan bir
ses duydu. Ses ensesine çarpıp oradan da ta yüreğine kadar değdi. Bildik bir tanışma merasimi akıyordu karşıdaki adamın dudağından.“ .
Pardon, hanımefendi. Deminden beri izliyorum sizi. Baktım ki yalnızsınız. Belliki sizi fena bekletti. Ama erkek değil mi işte değmez. İsterseniz
size gideceğiniz yere kadar eşlik edeyim.” Karşıdaki adamı süzdü bir süre. Aslında kısmet ayağına gelmişti. Hiç akşamı beklemeye gerek yoktu. Acaba şimdi yapsa mıydı işini? Kararsızdı. Bir yandan yapmak istiyor; .
bir yandan da bunun doğru olamayacağını düşünüyor. Acaba ne yapsaydı.
En sonunda adamı başından savmaya karar verdi. “ istemiyorum beyefendi. Lütfen rahatsızlık vermeyin bana. İşim gücüm var.” Ama adamın gidesi yoktu. Kadının yumuşak tavrını ok diye kabul etmişti. Ve tekrardan başladı dalkavukluğa adam. “ ama siz beni yanlış anladınız. Ben .
sadece size eşlik etmek istedim. Daha doğrusu bugün kendimi yalnız hissediyorum. Az önce uçurum kenarında intihar edecektim. Eğer sizi görmeseydim, inanın şimdiye çoktan ölmüştüm. Şimdi size bir hayat borçluyum. İzin verin size borcumu ödeyeyim. Lütfen.” Adam her zamanki oyunlarından birini
oynamış ve bunun tesirini kadında görmenin merakıyla beklemeye başlamıştı. Biliyordu hiçbir kadın böyle bir duruma hayır diyemezdi. Daha önce de buna benzer oyunlar oynamış hatta bu o kadar gerçekçi olmuştu ki oynadığı oyun sayesinde uzun süreli ilişkiler bile yaşamıştı. Şimdi
kadın şaşkınlığın alasını yaşıyor ve ne yapacağını bilmiyordu. Kendi kendine söylendi bu adam nereden çıktı diye. Oysa her şeyi planlamıştı. .
Akşama yapacaktı işini. Bu adamın birden çıkması ve plana dahil olması onu başarısızlığa götürebilirdi. O yüzden dikkatli karar vermesi gerekiyordu. Adamı başından savmak istedi. Nede olsa akşama böyle tipler çok fazla çıkacaktı karşısına. “ Ya demek hayatınızı kurtardım. Buna sevindim.
Ama teşekkür için bana eşlik etmenize gerek yok. Lütfen kendinizi borç altında hissetmeyin.” Bunu söylerken tüm dişiliği gözlerine gelip yerleşmişti.
Öyle bir bakıyordu ki adamın aklı başından gitmişti. Şehvet dolu bakışları adamı öyle bir etkilemişti ki adamın hiç ama hiç gitmeye niyeti yoktu. Adam onun gözlerine takılırken o yeni planların peşine çoktan takılmıştı bile. Ve bu yüzden de tüm
dişiliğini gözlerine akıtmıştı. Birden planını değiştirmiş ve planına hiç tanımadığı bu adamı da katmıştı. Evet evet bu adam onun işine yaracaktı. Ama biraz ağırdan almak istiyor ve bu işin zevkini çıkarmaya bakıyordu. Yüzünde açılan kocaman bir gülümsemeyle konuştu kadın.“ Ben
Zuhal.” “ Ah memnun oldum. Ben de pek şanslı.” “ Anlamadım.” “ Şaka yapıyorum. Sizin gibi biriyle tanışmak gerçekten büyük bir şans. Adım; Ceyhun. “ “ İntihar edecek kadar dertli göremedim sizi. Yani bu durumda espri yapabildiğinize göre…”Yola birlikte koyulan
çifti rüzgar önüne sürmüş ve nereye gideceğini bilmeden onları çeşitli düşüncelere bırakmıştı. Adam kafasında bin bir plan uyguluyordu. Aynı şekilde
kadın da…Adamın düşüncesinde bu kadını bu akşam nasıl götürürüm hesabı vardı. Bir an önce yatağa atmalı ve ondan kurtulmalıydı. Ama
bilmiyordu ki her kuşun yeti yenmez. Bilseydi belki o an orda intihar etme girişimin gerçekten var olmasını dilerdi. Kadın ise
artık planlarında değişiklik yapacaktı. Tek değişmeyen yine geceyi beklemek olacaktı. Yine aynı bara gidecek orda bir şeyler yedikten sonra bu yanındaki adamla evine dönecekti. Şimdi akşam olmasını beklemeliydi. Akşamın gizemli gücünü gücüne katacak ve bu işi bir an önce halledecekti. Şimdi meydana doğru uzanıyorlardı. Yan yana yürüyüşlerde arada bir kadının poposunun adamın popusuna sürtmesi; adamı tahrik ediyor ve onu yanıp .
tutuşturuyordu. Kadının yanlış anlamaması için uzak duruyor lakin kadının kalçası kalçasında bitiyordu. Bilerek mi yapıyor diye içinden geçirdiğinde kadının dudaklarından ve gözlerinden akan şehveti görüyor ve ona sahip olmak için onu daha çok arzu ediyordu. Ne olduğunu kendisi de anlamadan
bu kadının etkisine kapılıyor ve belki onunla ömür boyu sevişebileceğini hayal ediyordu. Kadınla konuşmak istiyor lakin konuşamıyor. Az önceki şaklabanlığı gitmiş yerini çekingen bir adama bırakmış. Kadına tutuldum mu diye iç geçiriyor ama sonra vazgeçiyor bu düşüncesinden. Belki de içimdeki sevişme alevinin yükselmesinden kaynaklandı diye de kendi kendine mantıki açıklamalarda bulunuyordu. Kadın adamı nasıl etkilediğinin farkındaydı. Kendi güzelliğinin de. Dolgun dudaklarındaki şehvetin nasıl doruklara taştığını gözlerinin karşısındaki nasıl etkilediğini pek ala biliyordu. Zaten kaç kişiyi kendi güzelliği iç gıcıklayıcı çekiciliğiyle
elde etmemişti. Bu güzelliğinin yanında bir de çekici olmayı ve daha çok arzulanmayı başaran biri nasıl olur da karşısındakini etkileyemezdi. Bunu çok iyi biliyordu. İşte şimdi bu adamı da nasıl etkilediğinin farkındaydı. Bunun zevkiyle dudakları birbirinden ihtirasla açıldı.“ İstersen şuradaki
çay bahçesinde oturalım.”Canına minnetti. Adamın. Epeydir yürüyorlardı. Dinlenmek biraz daha iyi olacaktı. Güneş batmak üzere. Güneşin tonları oturdukları çay bahçesinde, masalarında oynaşıp duruyordu. Oynaşan tonlar, bazen birbirlerine giriyor; bazen de birbirlerinden uzaklaşıp çok ayrı düşüyor. Adamın yüzünü yalayan ince
ışınlar kah adamın suratında gülümsüyor; kah hüzünleniyor. Bazen de güneşin batmakta olan iç gıcıklayıcı dokunuşu adamı mayıştırıyor ve kendisini ona teslim ediyor. Aynı şekilde kadında güneşe dönük oturmuş vaziyette. Güneşte parlayan gözlerinin daha bir çekici olduğunu bilen kadın adamın gözlerinin
içine içine bakıyordu. Akşamın sihri üzerlerine çökmüş bir şekilde çay bahçesinden ayrılıp Zuhal’ın her zamanki mekanına doğru gittiler. Zuhal her zaman geldiği bu mekanda, yer içer birini tavlar daha sonra da….Şimdi Zuhal ve Ceyhun birlikte aynı barın yolunu tuttular. Barın önüne geldiğinde iç gıcıklayıcı bir şekilde kalçasını sallayarak girdi içeri. Arkasından adam da girdi. Yılışık bir şekilde garsona merhaba dedikten sonra masasına oturdu. Garsonun konuşmalarından ve tavrından kadının buraya daha önce de geldiğini anladı Ceyhun. Ters ters garsona baktıktan sonra siparişini verdi. Garson da adamın kendisine garip baktığını anlamış ve o da aynı şekilde karşılık vermişti; fakat daha fazla uzatmak istemediğinden masayı az sonra donatmaya başlamıştı. Loş ışıkta hayran hayran adamın kendisini izlediğini gören Zuhal, kendine daha bir çekicilik katarak adama sokuldu. Elindeki bardağı havaya kaldırıp “ şerefine dedi. Bu gece yaşayacaklarımızın şerefine.” Kadından aldığı cesaretle o da kadına sokuldu ve kadının şerefine bardak kaldırdı. İkisi gayet mutlu içiyorlardı. Birbirlerine kırk yıllık sevgililermiş gibi davranıyorlar; gülüşüp
şarkı söylüyorlar. Onlar eğlenirken garson onlara kıskanç bakışlar atıyor ah şu adamın yerinde olsaydım diye kendi kendini yiyip duruyordu. Nihayet vakit gece yarısına gelmişti. Artık bardan ayrılma zamanıydı. Adam gayet mutlu; yüklü bir miktar para bıraktıktan sonra ayrıldılar oradan.
Bir taksiye binip kadının evine doğru yol aldılar. Takside de sarhoşlukları devam etti. Şarkı söyleşip gülüşüp durdular. Eve geldiklerinde, artık saat gece yarısını geçiyordu. Kadın erkeğin kollarından tutup yatak odasına götürdü adamı. “Soyun. Ben geliyorum.” Kadın mutfağa doğru
gitti ve elindeki bardağa şarap doldurdu. İçine de uyku tozu attı. Adamın yanına gelen kadın, erkeği tamamen soyunmuş olarak buldu. Elindeki bardağı erkeğe uzatan kadın kendi elindekini bir dikişte içti. Adamda aynı şekilde bir dikişte içti. Kadın şaraptan bir bardak
daha doldurdu adama ve tabi içine yeniden uyku tozu. Şimdi yavaştan adam kadına yanaşıyor, kadının dolgun dudaklarını dudakları arasına almaya çalışıyor. Kadın da hiç tereddütsüz karşılık veriyordu. Kadın karşılık verince adam daha da sokulmaya başladı kadına. Önce dudakları ile tenini
okşadı. Sonrasında da uykunun ellerine verdi kendisini. Artık erkek, bütünüyle kadınındı. Kadın istediğini yapabilirdi. Yarı çıplak vücuduyla mutfağa gitti ve
kasap bıçağını getirdi kadın. Adamı biraz zorlandıktan sonra bodrum katına indirdi. Merdivenlerden bodruma inerken adamın kafası tahta merdivenlere çarpıyordu. Bu .
nedenle de kafasından kan sızıyordu. Acıdan mı bilinmez ama adam uyanır gibi oldu. Mırın kırın etti; ama sonra yeniden uykunun ellerine teslim oldu. Bodruma geldiklerinde adamın bedenini çuvalın üzerine bıraktı. Adamı T şeklindeki tahtaya yerleştirmesi biraz zamanını aldı. Adamın
kolları ve ayaklarını açılmış şekilde tahtaya bağladı. Daha sonra adamın uyanmasını beklemeye koyuldu. Fakat bu sıkıcı geldiğinden, elindeki kasap bıçağını
alıp adamın kollarını yüzer gibi etini kemiğinden ayırdı. Adam acıdan kendine gelmiş ve korkunç bir çığlık atmıştı. Yarı baygın gözleri
kadının siluetini görüyor ama gördüklerine inanamıyordu. Kadın kendi kolundan kestiği kanlı etini gözünün önünde yiyordu. Hem de çiğ çiğ. Kadının
ağzı yüzü kan içinde kalmıştı. Adam rüya gördüğünü sandı ilk önce ama rüya değildi bu. Nasıl olur anlamıyordu. Daha sonra
kadının kendi etinin parçasını yere attığını gördü. Kadın şimdi diğer koluna saldırıyordu. Diğer kolundan da bir parça eti kemiğinden ayırdı. Adam çığlıklar içinde kalmıştı. Acıdan kıvranıyordu. Bir an yana doğru .
döndüğünde. Bedeninden ayrılmış bir kelle gördü. Gözleri oyulmuştu. Onu görünce çığlığı daha fazla arttı. Artık kadın delirmiş gibiydi. Elindeki bıçağı her yere sallıyordu. Adamın tüm vücudu çizik içindeydi. Zaten artık adamdan da eser kalmamıştı.Kadın, artık adamın ses vermeyeceğini bildiği halde onunla konuşuyor cansız bedenine tekmeler savuruyordu. Bunları yaparken korkunç kahkahalar .
atıyordu. bu kahkahalar da gözleri kimi kez zevkten parlıyor kimi kez de sinsi bir şekle bürünüyordu. Gözlerinden sevgi hariç her şey akıyordu. Öfke, nefret, intikam… vb. bir çok duygu gözlerine yerleşmiş ve onu yönetiyordu. Darmadağın olan saçları sanki ruh halini yansıtır gibi duruyordu. Kana bulanmış yüzü ve saçlarının duruşu ruhundaki dağınıklığın bir göstergesiydi. Öldürdüğü adamın karşısına oturdu. Bir süre
kendi eserine baktı. Sonra oturduğu yerden ayin yapar gibi ileri geri sallanmaya ve bir şeyler mırıldanmaya başladı. Dudaklarından dökülenler belirsiz
bir şekilde akıp gidiyordu boşlukta. Ayrıca sallanışı daha bir hızlandı. Üşür gibi kollarını sıvazlayıp önünde duran cesede korkunç bakışlar fırlatıyor ve arada kahkahalar patlatıyordu. En son söylediği söz duyuldu. “Bu yeterli değil.”Cesedi parçalara ayırıp eti kemikten sıyırdıktan sonra
; onları buzdolabına yerleştirdi. Hatta bir parçasını ayırıp tüpün üzerinde soslayarak kızartıp yedi. Bunu yaparken hiç bir şey yokmuş gibi davranıyor ve arada belli belirsiz gülümsüyordu. Yine aynı sözü yineledi. .
“Bu yeterli değil.” Telefonun başına geçip numaraları tuşladı. Numaraları tuşlarken
hala dudaklarında ve yüzünde kan vardı.------------------------------------------------ Sabaha doğruydu telefon çaldığında. O ve karısı hala uyuyordu. Yüzünde acı bir hüzünle yatağından doğruldu. Acıyla yoğrulmuş yüzü bu saatte rahatsız edilmenin ifadesini taşıyordu. Boncuk mavisi gözlerindeki mahmurlukla teli açtı. “ Alo.” “Bir
tane daha istiyorum doktor.”Bu ses adamı ürkütmüştü. Uyku mahmuru gözleri birden açıldı. Şaşkınlık donu vermişti suratında. Hiç bir şey diyemedi. Karşıdaki ses yineledi aynı sözü. “ Bir tane daha istiyorum doktor.” “ Sen… ne istiyorsun Allah’ın belası. Yeter artık rahatsız
etme beni. Sana tam beş tane verdim. Üstelik yüzünü bile görmedim. Yeter beni rahatsız etme. Beşinciyi verdiğim de bu son demiştin.” “ Son diye bir şey yoktur doktur.” Doktorun sesi burada yükselmişti. Ama karısının uyanacağını düşünerek sesini tekrardan alçaltı. “ Bak, artık beni arama.”“ Benden korkmuyor musun?” yoksa sen de diğerleri gibi…” Doktor hızla telefonu kapattı. Mutfağa doğru yönelip bir .
bardağa su doldurdu ve kana kana içti suyu. Korkudan terlemişti. Masaya oturup düşünmeye koyuldu. Hiç tanımadığı bir kadın vardı ve
de katildi üstelik. O, onu tanımamasına rağmen; katil onu tanıyordu. Gazetede okumuştu en son işlenen cinayeti. Ve bütün cinayetler birbirinin aynıydı. Kollar bacaklar gövde birbirinden ayrı ayrı yerlerde bulunuyordu. Üstelik, .
kemiklerdeki eti soyulmuştu parça cesetlerin. Bir gün bir telefon gelmişti
evine. Katilin kendisi olduğunu söylemiş ve eğer dediğini yapmazsa onun da sonu diğerleri gibi olacağı söylenmişti. Önceleri dikkate almamıştı bunu doktor. Ama sonraları masasında bulduğu bir kutunun içindeki bir çift göz, onu yeterince korkutmuş ve katilin kendisine ne kadar yakın .
olduğunu göstermişti. İşte bundan sonra doktor, morgdaki yeni ölmüş cesetlerden bir tanesini kadının verdiği adrese göndermişti. Sonuçta bu bir taneyle kalmamıştı. Son cesedi verdiğinde beş olmuştu verdiklerinin sayısı. Ve iki haftadır da huzurluydu. Ama şimdi kadın yeniden arıyor ve ondan yine ceset istiyordu. Şimdi ne yapması gerektiğini bilmiyor yüzü endişeden kıvrılıyor acı çekiyordu. Odasına döndüğünde eşine baktı. Eşinin saçlarından bir
tutam alıp öptü. Sonra yanına uzanıp güneşin doğmasını bekledi. Aradan iki gün geçmiş, kadın cesetin parçalarını sağa sola bırakmıştı. Gazetelerde
şimdi bu akıl almaz cinayetler yazılıyordu. Bunu takip eden bir gazeteci genç, özellikle bu konu üzerinde duruyor ve konuyu araştırıyordu. Gazetecinin edindiği bilgilere göre toplam sekiz ceset vardı ortalıkta. Fakat bunların beşinin daha önceden ölmüş oldukları belirlenmişti. Yani diğer dördüne göre acı çekmeden ölmüşler ve öldükten sonra parçalanmışlar. Oysa diğer dördünün ise ölmeden önce işkence edildikleri ve acı çektikleri belirlenmişti. Emniyet teşkilatı da iki şüphe üzerinde durmaya başlamıştı. Ya öldüren aynı kişiydi; ama herkesi şaşırtmak istiyordu. Yada bu cinayetleri işleyenler gerçekten farklı kişilerdi. Sadece tek benzerlikleri cesetlerin parçalanmış olmaları ve etin kemiğinden sıyrılmış olmasıydı. Ama daha çok ilk görüş
üzerinde duruyorlardı. Giderek şehirde herkes bu cinayetleri konuşuyordu. İnsanlar korkuyla dolaşıyordu sokaklarda. İçlerinde hep bir korku sürüklenip gidiyorlardı
günlük yaşamda. Kadının doktoru arama sıklıkları giderek artmıştı. Her defasında doktora daha çok işkence yapıyordu. Telefonlarla onun ruhen çökmesine neden oluyordu. En son yaptığı ise daha şok edici bir etki bıraktı doktorda. Bu sefer, bir kutunun içine erkeğin penisini
ve yanında üç tanede diş göndermişti. Ve yanında şu not .
yazılıydı. “ Aşağıdaki adrese morgdaki yatan ceseti göndermezsen, olacakları tahmin
bile edemezsin. Özellikle şuan morgda yatan ünlü müzisyenin cesedini istiyorum onun bir hayranı olarak bu benim hakkım. Yarın saat, ikiye kadar.”Doktor çıldırmış bir şekilde sağa sola saldırıyor masasını tekmeliyordu. Bunu bir daha nasıl yapacaktı. Yine aynı şeyleri yaşamak istemiyordu. Ama yapmazsa bu katilin kendisine neler yapacağını tahmin bile edemezdi. Bunu biliyordu. Çaresiz bu defa da iş başına geçecekti.
Üstelik bu defa cesedin siparişini vermişti katil. Gece yarısı esen rüzgar bir çok esrarengiz olayı alıp götürmüştü başka kıyılara. Esrarengiz olaylardan habersiz kıyılar rüzgarın uğuldanmalarına tanıklık ediyor ve onun anlattıklarına inanamıyordu. İşte şimdi rüzgar yeniden genç bir adamın terleyen sırtında ve alnında dolaşıyor, onun daha fazla ürpermesini sağlıyordu. Ürperen adam son kez çevresine baktı korku dolu gözlerle. Vücuduna dolanan telaş, elinin ayağının dolaşmasına neden oluyordu. Bir an önce bu olaydan kurtulmak istiyordu. Arabasına yerleştiğinde üzerindeki telaş biraz daha
azalmıştı. Şimdi rahat bir şekilde evine yol alıp sabahı bekleyecekti. Eve geldiğinde soğuk bir duşun altına girdi doktor. Bir yandan
duş alıyor, bir yandan az önce morgdan çaldığı cesedi düşünüyor bir yandan da katilin nasıl bir şey olduğunu merak ediyordu.
kimdi bu katil. Onu nerden tanıyordu. Neden onu öldürmemişti de ondan bu tarz şeyler istiyordu. Ama suyun altında biraz daha
kaldıktan sonra bu düşünceleri tamamen dağıldı. Daha doğrusu düşünmemeye başladı. Şimdi eşinin yanına varıp ikisi birlikte yatağa uzandılar. Doktor karısının
dolgun göğüsleri arasında düşünüyor düşündükçe kıvranıyor ve korkuya kapılıyordu. Korktukça da eşinin göğüslerine daha çok gömüyordu kafasını. Saat on ikiye
doğru doktor ceset ile beraber yola koyuldu. Bildirdiği adrese geldiğinde, ortalıkta hiç kimse yoktu. Sararan otlar arasında ara ara yeşil Kalmış olan otlar da sanki buralara ayak izi basılmamış gibi bir izlenim bırakıyordu. Biraz ilerde duran bir ev tamamen terk edilmişliğin simgesiydi. Güneş tepeyi aşmıştı. Saat bir buçuğa doğru doktora bir telefon geldi. Kadın, cesedi ilerdeki evin önünde duran arabanın
bagajına yerleştirmesini ve oradan uzaklaşmasını istedi. Doktor evin önündeki arabaya doğru yaklaştığında, arabanın çok eski bir model olduğunu gördü. Üstelik hiç plaka yoktu üzerinde. Cesedi arabaya yerleştirdikten sonra hızla oradan uzaklaştı. Yolda hastaneye doğru ilerlerken yine bir telefon .
geldi. Ama gelen bu telefon, bu sefer katilden değil, doktor arkadaşındandı. Arkadaşı telaşla ünlü müzisyenin ve bu hariç beş tane daha cesedin kaybolduğunu söylüyordu. Doktor telefonu kapadıktan sonra daha kötü oldu. Ne yapacağını şaşırdı. Bir tedirginlik gelip yüreğine yerleşti. Bu telaşla polise telefon açıp az önceki arabayı tarif etti ve cesedin o arabanın içinde olduğunu söyleyip kapattı.
|
|